59’uncu
Berlin Film Festivali 5-15 Şubat günleri arasında gerçekleştiriliyor.
Politik belgesellerin dikkat çektiği Berlinale’de Türkiye’yi
‘Generation’ bölümünde yarışan Mommo ile Forum’a seçilen Hayat Var temsil ediyor
Uluslararası
Berlin Film Festivali 5-15 Şubat günleri arasında en koyu aşk
öykülerinden en sağlam küreselleşme eleştirisine dek sinemanın bütün
renklerini içeren programını dünyaya sergileyecek. Andrzej Wajda ve
Chen Kaige misali büyük ustaların yeni filmlerinden küreselleşme ve
Keşmir’e dair belgesellere dek 59’uncu Berlinale programında yok yok!
Film,
salon ve izleyici sayısının çokluğu ve yüksek kalitesi, yaklaşık dört
bin medya mensubu tarafından takip edilmesi, kentin her daim dünya
politikasında önemli bir merkez olma halinin festivali de politize
etmesi, Avrupa Film Pazarı’nın büyüklüğü ve etkinliği Berlinale’yi
ayrıcalıklı bir yere koyuyor. Berlin’in, Venedik ve Cannes gibi devasa
etkinliklere oranla başlıca avantajı bir Riviera’da değil, kelimenin
tam anlamıyla kozmopolit bir metropolde gerçekleştirilmesi. Kentin
izleyici potansiyeli çok genişken, medya mensupları ve sinemacıların da
hem barınma hem film izleme olanağındaki rahatlık sayesinde festivale
rağbet etmesi Berlin’i olağanüstü hal bölgesine çeviriyor. Ama dillere
destan Alman disiplini her şeyin tıkır tıkır işlemesini sağlıyor.
Her
biri dünya prömiyeri olan Altın Ayı adayları arasında şimdilik
Berlin’de tartışma yaratacak bir film sivrilmiyor, ancak festivalin
Panorama ve Forum bölümlerinde yer alan belgesellerin sarsıcı
gerçekleri gözler önüne sereceğinden, dünyanın gidişatına ve insanlığın
tahammülsüzlüğüne dair jilet gibi eleştiriler yapacaklarından kimsenin
kuşkusu yok. Örneğin Panorama Belgesel bölümünün açılış filmi olan The Yes Men Fix The World (Yes Men Dünyayı Düzeltiyor).
2004 yılında Yes Men ile çokulusulu şirketlerin işlediği insanlık
suçlarını sergilemeyi kafasına koyan Andy Bichlbaum ve Mike Bonanno’nun
çabasıyla doğdu. Bu devam filminde de Bhopal’deki kimyasal zehirlenmeye
yol açan Union Carbide adına özür dileyerek ateşle oynamayı
sürdürüyorlar.
BELGESELLER DİKKAT ÇEKİYOR
İsrailli yönetmen Udi Aloni Kashmir: Journey to Freedom (Kaşmir: Özgürlüğe Yolculuk)
adlı filminde bu bölgenin Batı medyasına yansımayan zorlu koşullarını
gösteriyor. İki Alman belgeseli de bölgedeki durumun kırılganlığını
anlatıyor. Helga Reidemeister’in Mein Herz Sieht Die Welt Schwartz - Eine Liebe in Kabul (Kalbim Dünyayı Siyah Görüyor - Kabul’de Bir Aşk) belgeseli iki ailenin yaşamına odaklanıyor. Khalid Gill ise Chan di Chummi (Mehtabı Öp) ile Pakistan kültüründe bir zamanlar yeri olan ama artık istenmeyen zennelerin dramını anlatıyor.
Geçen yıl Özel Tim ile Altın Ayı kazanan Brezilyalı yönetmen Jose Padilha, Garapa
adlı belgeselde Brezilya’da üç ailenin yaşam kavgası çerçevesinde
gezegendeki açlık konusunu ele alıyor. Michael Winterbottom ve Mat
Whitecross ise Road to Guantanamo / Guantanamo Yolu’nun ardından The Shock Doctrine (Şok Doktrini)
ile bu kez vahşi kapitalizmin ipliğini pazara çıkarıyor. Naomi Klein’ın
aynı adlı kitabından yola çıkarak Milton Friedman odaklı bir kapitalizm
eleştirisi getiriyorlar. Meksikalı yönetmen Chema Rodriguez de Güney
Amerika’da kaçaklık temasını Coyote adlı belgeselde anlatıyor.
TÜRKİYE’DEN ESİNTİLER VAR
Berlinale’de Türkiye’yi Generation’ın K Plus bölümünde yarışan Mommo ve Forum’a seçilen Hayat Var
temsil ediyor. Atalay Taşdiken’in yazdığı, yönettiği ve yapımcılığını
üstlendiği ilk filmi Mommo, sinemamız için bir kazanç oluşturuyor.
Filmin çocuk yıldızları Elif ve Mehmet Bülbül ve bütün ekibi festivalin
tadını çıkarmak üzere Berlin’de bulunacak.
Reha Erdem’in başarılı filmografisinin son halkası olan Hayat Var’ın
aslında ana yarışmaya seçildi ama, kadroları birbirinden ünlü
oyuncularla dolu, sözü geçen şirketlerin listelerindeki filmlerin
attığı çalımlar sonrası Forum’da yer aldığı kulislerde konuşuluyor.
Gerçekten de Hayat Var son derece ilginç ve çarpıcı bir film.
Reha Erdem ayrıca bu yılki Talent Campus’ün eğitmenleri arasında yer
alıyor. Dünyanın dört bir yanından sinema öğrencileri. Sıkı elemelerden
geçirilerek seçildikleri Talent Campus’te alanında ustalaşmış
sinemacılardan ders alma olanağına kavuşuyor.
Panorama’da gösterilecek olan Fransız yapımı Welcome adlı filmde rol alan Fırat Ayverdi, bir Iraklı Kürt mülteci genci canlandırıyor. Philippe Loiret’nin yönettiği Welcome’da
Ayverdi, İngiltere’deki sevgilisinin yanına gitmek için Manş’ı yüzerek
geçmek istiyor. Fransız yıldız Vincent Lindon ise ona yardım eden yüzme
antrenörünü oynuyor.
Yarışma dışı gösterilecek olan, Almanya üzerine kısa filmlerden oluşan Deutschland 09’un yönetmenlerinden biri Fatih Akın.
Ve tabii Berlinale’nin açılış filmi The International’ın
bir bölümünde Clive Owen’ı İstanbul çatılarında koşarken izlemek de
cabası. Tom Tykwer’in yönettiği film dünyanın en güçlü bankalarından
birinin kara para aklama operasyonlarını New York, Milano, Berlin,
İstanbul üzerinden ortaya çıkarmaya çalışan ekibin macerasıyla heyecan
yaratacak.
Altın Ayı adayları
Sermet Erkin star PAZAR'a konuştu
Korsanlar İsveç’i ele geçirecek mi?
Bu deney içimizdeki şeytanı ortaya çıkardı
Selami Şahin’le abi-kardeş olduk
Sigaranın zararı havalandırmayla önlenmez
Ensesi kalınlara rahat uyku yok!
Güzel olmasaydım söylediklerim yine dikkat çekerdi
Ezeli rekabet kitaplara taşındı
Yazarlar ölür, ben üzülürüm...
Berlinale yine zımba gibi